MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ…

Bu yazıyı ilk olarak 23 Nisan 2009’da yazmış ve yayınlamıştım. Her ulu önderin bize hediyesi olan günlerde de bu yazıyı yeniden yayınlayacağım diye söz vermiştim kendi kendime. Bir önce ki geçmiş özel günlerden kopyalayarak herözel güne yeniden taşıyorum.
Onu andığımız her gün blog yazımız bu olacak.

Seni özlememek elde değil !!

İşte  Atatürk’ün Sofrası & Yemekleri.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu bir yazısında şöyle der: “Atatürk’ün sofrasından hepimizin ruhunda ve damağında nice derin, tatlı ve ibret verici anılar, yaşama ve insanlığa dair, nice değerli dersler kalmıştır.”

Atatürk’ün sofradaki sözleri, felsefesi, yol göstericiliği, fıkraları, vecizeleri gerçekten bir hazine idi. Bu sofrada esen hava sevgi, vefa ve arkadaşlıktı. Burada ilim, sanat, kültür, nesnel görüşler, gerçeklikler, idealler yer alırdı. Ülke sorunları, geleceği, çözüm biçimleri aranırdı. Gönül sohbet ister, kahve bahane şiirinde olduğu gibi, M.Kemal için de amaç, tartışmalardı, iyiyi doğruyu bulmaktı. Akıla yol açmaktı. Sofra ve içki ise bir araçtı. Gece yemekleri bazen müzikli oluyor, çeşitli sanatçılar konser veriyordu.
Atatürk, boğazına düşkün, çok yiyen bir insan değildi. Kendisi bir konuşmasında ziyafetlerde çok yemek yenmesini tasarrufa aykırı bulduğunu ve sağlığa zararlı olduğunu söylemiştir.
Sabah kahvaltısında; çay, kahve içiyor, fazla bir şey yemiyordu. Soğuk ayranla, bir dilim ekmek yerdi. Bazen bir kâse yoğurt yer, sonra sütlü kahve içerdi.

Öğle yemeği:
Bir iki dilim ekmek yerdi. Etsiz kuru fasulye, pilav çok sevdiği yemekti. Kuru fasulyeye, “yağlı fasulye” derdi. Ayran ve limonata içiyordu. İki dilim ekmeği ayrana batırarak yiyordu. Yoğurt da ayrıca yiyordu. “Kuru fasulyeye okulda alıştım” demiştir. Kışla yemeği, askerî yemek sayılmıştır kuru fasulye. İkindi üzeri ekmeksiz bir bardak ayran içerdi.
Sofradan genellikle doymuş olarak değil, aç kalkardı.

Akşam yemeği:
Akşam yemeğinin ayrı bir önemi var. Konuklarıyla birlikte yiyordu. Devlet görevi akşam yemeklerinde devam ediyordu.
Omlet seviyordu, özellikle gece geç saatlerde acıkınca peynirli omlet yerdi. Sahanda yumurta da severdi. Etli taze bamya de sevdiği yemeklerden birisidir. Karnıyarık da sever. onu pilav ile karıştırarak yerdi.

Haşlanmış kuşkonmaz da sevdiği bir yemekti.
Enginarı hiç yemedi. İstediği halde hiç yiyememişti. Hastayken enginar yemek istemiş, Hatay’dan ısmarlamışlar,fakat kendisi komaya girmiş ve yiyememişti. Arasıra fava denilen zeytinyağlı, limonlu bakla ezmesinden istediği olurdu. Tatlılarla arası pek iyi değildi paşa’nın,ama gül reçeli severdi. Kahveyi orta şekerli içerdi. günde 10-15 fincan içerdi.Hergün 40-50 sigara içerdi. Meyvalardan kavun severdi.
Kavrulmuş, tuzlu leblebi, fıstık da sevdiği atıştırmalıklardandı.
Soğan, sarımsak, pastırma gibi kokulu yiyecekleri sevmiyordu. İçkilerden rakı ve bira içiyordu. Sofrasında çeşit bol çok değildi.Genelde  Köşkte hazırlanan yemekleri yiyordu.
Sarhoşluktan hiç hoşlanmadığı söylenmektedir.
Çocukluğunda annesinin yaptığı Selanik’in ıspanaklı böreğini çok severmiş.
Seyahatlerinde gittiği yerlerde kendisine ikram edilen yörenin yemeklerini zevkle yerdi,emeğe inanılmaz saygı duyardı. İkramlarda sunulan yemekler  O’nun sürekli yediği yiyecekler değildi, herşeyi yerinde yemeği severdi.

Atatürk’ün yemek ve kültür konusundaki yaşamını günümüz açısından değerlendirecek olursak şu hususlara değinebiliriz:
Sofrada uzun süre oturmak geleneğini Atatürk’te görmekteyiz. Bugün çağdaş ülkelerde insanlar, sofralarda uzun zaman oturmaktadırlar.
Tartışırlar, eğlenirler, iş hallederler. Atatürk de öyle yapmıştır. Sofrayı O, ülke sorunlarını çözümlemede bir araç olarak kullanmıştır.
O’da bir Türk insanı olarak geleneksel Türk yemeklerini sevmekte idi. Kuru fasulye ve pilav örneğinde olduğu gibi. Bugün hepimiz bu yemeği severiz. Askerde de çok pişirilir bu millî yemek. Bazı kimseler askerde bu yemeği çok yedikleri için askerlik dönüşünde artık yemezler. Bıkmışlardır çünkü. Demek ki Atatürk bıkmamış.
Yemekleri fazla yememekle bu günkü çağdaş anlayışı sürdürmüştür. Sağlıklı beslenmenin koşullarından olan az yemek, Atatürk’ün de beslenme politikası olmuştur. Onun sofrasında bol çeşit olmaması da bu hususu kanıtlar.
Geleneksel Türk içkisi olarak O’da rakıyı seviyor ve leblebi, kavun gibi mezeler yiyordu. Bunlar da O’nun geleneksel yanlarından birisini oluşturuyor. Paşa’nın beslenmesinde Türk zevkinin egemen olduğunu görüyoruz. Türk mutfağının yemekleri, mezeleri, tatlıları, içecekleri ve meyveleriyle besleniyordu. Avrupa mutfağının yiyecekleriyle beslenmemiştir.
O’nun döneminde devlet görevlilerinin sofralarında et yemeği hemen hemen yoktu. Kebaplar, yağlı ağır yemekler yemiyordu. Bazen tavuk ya da hindi yeniyordu. Anadolu’da halk eti Kurban Bayramında görebiliyordu. Ülke yoksul durumda idi. Halkının et yemediğini Atatürk çok iyi biliyordu. Kendi sofrasında da bazen etli yemek oluyordu. O’nun ülkenin bu yoksul durumunu göze aldığını ve bu nedenle de et yemediği söylenebilir. Yemek sofrasında ve sevdiği yemeklerde daha çok sebze ağırlıklı yemekler dikkati çekiyor.

Yemeklerdeki gelenekselliği sürdürmesi, O’nun geleneksel Türk kültüründen kopmayışının bir kanıtıdır. Fakat O, her konuda çağdaşlaşmayı amaç edinmişti. Ama bunu yaparken çağdaşlık ve geleneksellik sentezi içinde, ulusal kimliğin korunarak çağdaşlığın gerçekleştirilmesini istemesi, O’nun çağdaş bir devlet adamı oluşunun en güzel göstergesidir.

Kaynak : http://ekitap.kulturturizm.gov.tr

Reklamlar